Perşembe, Aralık 27, 2007

Güçlü Kadınlar'a;


Güçlü kadınlar vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan. Anne babaları tarafından böyle yetiştirilen. Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler. Evdeki tüm tamirat ve tadilat işlerinden anlarlar. Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını devam ettirebilirler. Faturalarını kendileri yatırırlar. Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler, dik durmayı da, güçlüdürler çünkü...

Âşık olduklarında hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. Sevdiklerine problem çıkarmazlar. Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar, sevgilileri yada kocaları buluşalım dediğinde, hemencecik hazırlanıp sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler.

Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının haberi bile olmaz yaşadıkları sıkıntıdan, yansıtmazlar çünkü. Paraları var mı, işyerinde sıkıntı mı oldu, birine canı mı sıkıldı, hiç bunlarla yormazlar birlikte oldukları erkeği. Çünkü istemezler kimse onlara acısın. Sonra da bir bakarlar ki, bu kadar dik durmanın ve sorun çıkarmamanın karşılığında gerçekten de kimse onlara acımaz. Bu durum zamanla gelenekselleşir ve acınmama ile sorun çıkarmama hali bir yaşam tarzına dönüşür. Eskaza dayanamayıp sorunlarını paylaşmaya kalksalar, bu sefer de sorunlu kadın, kaprisli kadın yada tahammül edilemez kadın damgasını yerler. Bu yüzden de terk edildiklerinde bile hiç seslerini çıkarmaz bu güçlü kadınlar! Terk eden erkek de bilir onun ne kadar güçlü olduğunu ve onsuz da yaşayabileceğini, oysa içinde yaşadığı fırtınalardan bihaberdir.

Sonra bir dosttan, eşten, ya da tanıdıktan duyarlar ki onu terk eden erkek, gitmiş erkeğe muhtaç yaşamak zorunda olan başka biriyle beraber olmaya başlamış. Erkekler çok severler böyle kadınları. Çünkü, birinin ona muhtaç olduğunu görmek birçok duygusunu okşar erkeğin. Onlara kendini erkek gibi hissettirir! Bu zayıf kadınlar, erkeklere bağımlıdır çünkü. Mesela fatura filan yatıramazlar, anlamazlar çünkü. Nerden yatırılır onu da bilmezler. Ev ya da yemek alışverişi de yapmazlar, çünkü taşıyamazlar onca torbayı. Hep yorgun olurlar, bütün gün spor salonları, kuaförler, o mağaza senin, bu mağaza benim gezerler. Akşama da yemek yapmaya fırsat bulamazlar. Akşam eşleri eve geldiğinde de ona bugün nereye yemeğe gidelim diye sorarlar. En kötü ihtimal dışardan yemek söylerler. Zayıf kadınlar doğurdukları çocuğa bakacak gücü de kendilerinde bulamazlar, çünkü pamuklar içinde yaşamaya alışmışlardır bir kere. Kendilerini hep altın tepsi içinde sunarlar karşıdakine. Huysuzluk da ederler, ama bu erkeğin hoşuna gider, çünkü kadın ona muhtaçtır. Söylenmeyen güçlü kadının aksine, hiçbir şeyi beğenmedikleri gibi devamlı da mutsuzdurlar. Pek teşekkür etmezler, kıskançlık krizlerini de severler. Kocasının veya sevgilisinin hayatlarını karartırlar. Erkekler bu kadınları asla terk de edemezler. Çünkü o, güçsüz ve kırılgan bir kadındır. Ayrılırsa, kurda kuşa yem olur. Koruyup kollanmalıdır her an o!

Zayıf kadınlar hiç çökmez, buruşmaz ve yıpranmazlar. Ancak işin ilginç yanı, her zaman daha değerli olanlar da onlardır. Ve geride kalan güçlü kadınlar ise, tüm bunların nasıl gerçekleşebildiğine sadece bakakalırlar!!!

Pazartesi, Aralık 24, 2007

Evlerinin önü boyalı direk



Öykü ve Berk Gürman kardeşlerin arkadaşlarıyla birlikte çektiği videoları, Youtube'da o kadar çok görüntülenmiş, o kadar çok görüntülenmiş ki, sonunda bir albüm çıkartmışlar. Türküleri Latin ezgileriyle buluşturan bu sevimli ikili hemen herkesin beğenisini kazanmış. İkiz kardeşler, Flamenko-türkü tarzı müzikleriyle oldukça ilginç ve bir o kadar da güzel bir albüm çalışmasına imza atmışlar. Güzel bir Türkü’yü Flamenco ile çok güzel yorumlamışlar ve ortaya çok hoş bir parça çıkıvermiş. Gürman kardeşler bir araya gelerek, aralarındaki müthiş uyumu müziklerine yansıtmayı başarmışlar. Öykü, okulda öğrendiği vokal teknikleriyle Flamenco’yu birleştirerek harika bir sentez çıkartmış ortaya. Berk ise İspanya’da önemli ustalardan gitar dersleri almış. Öykü ve Berk, ‘Kısmet’ adlı albümlerindeki ilk kliplerini de tabiî ki çıkış parçaları olan ‘Evlerinin Önü Boyalı Direk’ şarkısına çekmişler. Daha albüm çıkmadan internet üzerinden 2.000.000 dinleyiciye ulaşmışlar.

Bende ilk dinlediğimde o kadar çok sevdim ki, sonra defalarca dinleme isteğimi tutamadım:)

İşte dinlemek isteyenler için Rapidshare ve Youtube adresleri:

http://rapidshare.de/files/37985619/EvLerinin_onu_boyaLI_direk_Oyku-Berk_Gurman__tangos_.MP3.html

http://www.youtube.com/watch?v=NNoC0pLcltU

A.K.

Salı, Aralık 04, 2007

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol...

Bilindiği üzere, doğumunun 800. yılı olması hasebiyle, Unesco tarafından 2007 yılı Mevlana yılı olarak ilan edilmiştir. İnsan düşüncesine yepyeni bir mesaj veren ve İslam düşünürlerinin fikir ve sistemlerini, inanç akidelerini ruh, akıl ve sevgi üçgeni içinde sunan, insanlığa ahlak, din, ilim ve akıl yolunda heyecan katarak yeni ufuklar açan Mevlâna Celâleddin-i Rûmi, müstesna yüce bir varlık, ilahi bir ışık, manevi bir güneştir. Onun insan düşüncesine verdiği en büyük mesaj Aşk, Sevgi ve Birliktir. Akıl ve gönülleri kirden ve ikilikten kurtarmış ve temizlemiştir. Hz. Mevlana’nın tasavvufunda varlığın, yaratılışın ve hayatın manası Aşktır. Aşk ise Allah’ın vasıflarındandır. O’ndan başkasına âşık olmak da geçici bir hevestir. Yaratılışın sebebi, bütün hastalıkların tabibi, bencilliğin devası, elemlerin merhemi İlâhî Aşk’tır. Hz. Mevlana’nın kâinatı kucaklayan insan sevgisi ve hoşgörüsü, Allah’a olan hudutsuz aşkının ve Muhammedî feyze tam mazhar oluşunun tabiî neticesidir.

Ölümü de kötü ve ümitsizlik verici bir şey değil, Yaradan ile birleşme olarak tanımlamıştır. O yüzden Konya’da her 17 Aralık gecesi Şeb-i Arus’ gecesi olarak kutlanır. Çünkü Hz. Mevlana; ölümü sevgiliye kavuşma anı yani düğün gecesi (Şeb-i Arus) olarak kabul etmiştir.

Hz. Mevlana için ölüm, sevgiliye kavuşmaktır. Bir gazelinde ölüm hakkında şöyle der:

‘Öldüğüm gün tabutum götürülürken, bende bu dünya derdi var sanma...
Benim için ağlama, yazık, vah vah deme;

Şeytanın tuzağına düşersen, o zaman eyvah demenin sırasıdır,

Cenazemi gördüğün zaman firak, ayrılık deme,

Benim kavuşmam, buluşmam işte o zamandır,

Beni toprağa verdikleri zaman, elveda elveda demeye kalkışma,

Mezar, cennet topluluğunun perdesidir.

Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret, güneşle aya gurûbda
n hiç ziyan gelir mi?
Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun?’

O bir Hak dostu ve Peygamber aşığıdır. Kendi zamanının en büyük müftüsü, sufi, arif ve âşıklarından birisidir. Hem kendi zamanını hem de kendinden sonraki zamanları derinden etkilemiş ve hala daha da etkilemeye devam etmiştir. Mevlâna, İslam dinini, şiir, sanat, raks, müzik yoluyla en ince yorumlayan kişidir. Düşünce, tecrübe, birikim ve duygularını, öğrencileri ve çevresi aracılığı ile sonraki nesillere aktarmıştır:

"Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır."

‘Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.’

‘Herkes kendi zannınca dost oldu bana, kimse aramadı içimdeki sırları ama’

Hz. Mevlana, hayatı boyunca Kur’an hükümlerinin adabına riayet ederek, Allah’ın haram kıldığı şeylerden çekinmiş; kendi ilmini, irfanını, benliğini ve tüm varlığını Hz. Muhammed’in varlığında yok etmiş, gerçek takva sahibi bir şahsiyettir. Mevlâna, aziz ve yüce bir üstattır, bir filozoftur. Tek başına bir sistemdir, bir hayat ve düzendir. Ahlakı, ilmi, hikmeti, sevgisi, aklı, tavrı, idraki, davranışları ve her şeyi ile yüceliği öğreten bir hal abidesidir. Peygamber’in gerçek temsilcisi, aşkın ve aklın en yüksek öğesi ve gerçeğidir. Onun için, soyut bir Allah sevgisi yerine, somut bir sevgi, yani Hakk’ı halkta ve halkı Hak'ta sevmek gerekir.

Büyük bir Hak aşığı olan Mevlana, Aşkın efendisidir ve Aşkta yok olmuştur. Bizzat aşktır. Aşkın ne olduğunu soranlara;


"Benim gibi ol da bil, ister nur olsun, ister karanlık, o olmadıkça, onu tamamıyla bilemezsin." buyurur.


Hz. Mevlana’ya göre insan, duygu ve düşüncelerden ibarettir. Yine bir şiirinde şöyle der:

‘Ey kardeş! Sen yalnız duyuş ve düşünüşten ibaretsin,
Geri kalanın ise sadece et ve kemiktir.

Hayatının son döneminin ürünü olan 6 ciltlik Mesnevi (defter)si doğu edebiyatının en önemli ve en güzel edebi ve tasavvufi eserlerinden birisidir. Mesnevi yüzyıllar boyu değişik dillere çevrilmiştir. İngilizceye çevrilerek, yapıtın Batı dünyasında da tanınması sağlanmıştır. Bu muhteşem eser, Mevlana tarafından günün herhangi bir saatinde irticalen söylenmiş, kaydedilmiş ifadelerdir. Başka klasik eserlere oranla çok iyi korunmuş ve kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Mesnevi dostluğu arttırır, kutluluğa erenin sevinç ve şükrünü arttırır. Umut sahiplerinin umudunu arttırır. Sönen arzuları yeniden canlandırır, dağılmış bulutlar arasından doğan güneş gibidir.

Mevlevilik ise tamamen sevgi ve hoşgörü üzerine kurulmuş bir müessesedir. Mevlana’nın ölümünden sonra Mevlevilik kurumsallaşmış ve Mevlevihaneler ortaya çıkmıştır. Hazreti Mevlâna, Yaradan’a gönül veren, bütün dünyadaki yaratıkları Yaradan’dan ötürü sevmeyi ve bizlere sevgiden söz etmeyi öğreten bir aşk piridir.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna:

‘Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kâfir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...’
buyurmaktadır. Yine:

‘Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz...’

‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol...’ sözleri de kendisine aittir.

Kendini aşk yoluna, sevgi yoluna, hak yoluna vermiş, Âşık ol âşık, aşkı seç ki sen de seçilmiş bir insan olasın’ diye seslenmiştir.

Onun için doğru olan, gerçeğe giden yolu bulmaktı ve bu yol, "aşk" tan geçerdi: Sonsuz bir sevgi ve bu sevgi hoşgörü ve vefa kavramlarıyla desteklenecek ve beslenecekti.

‘Hak yolunda yalnız gitme, bu yol tehlikelerle doludur.
Bu yolda, yol kesenler çoktur.
Senin tek bir canın var, canınsa düşmanı pek çok...
Üstelik içinde bulunan can düşmanını tanımıyor,
Ona can diyorsun, cihan adını takıyorsun.

Bu dünyada senin gibi aptallar pek çoktur.’

Mevlâna yüzyıllardır etkisini, canlılığını yitirmeyen büyük bir ozan ve düşünce adamı niteliğini korumaktadır. Kişinin inanç ve düşünce özgürlüğüne olağanüstü bir değer vermesi, bütün insanları (suçlu-suçsuz, mecusi-putperest, kara-sarı, efendi-köle) saygıya ve sevgiye çağırması onun en büyük özelliğidir.

Ama ne yazık ki, onu 20. yüzyılda kendi çıkarlarına alet etmeye çalışanlar var. Oysa Hz. Mevlana, Müslümanlığın üzerinde hassasiyetle durduğu “insan yaratılmışların en şereflisidir” düsturunun şuuruyla insanları kucaklar ve yaratılmışları âşık olduğu yaratandan ötürü, bir nefis mücadelesine girmeden rahatlıkla hoş görür. Her dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklayan Hz. Mevlâna, sevginin, barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolüdür.

Özellikle günümüzde, tamda şu günlerde, her birimizin ihtiyacı olan bu mukaddes duyguları bir nebze olsun bize geri kazandırması niyetiyle, Mevlana’yı tanımak, onu anlamak, idrak etmek için Mesnevi bir başlangıç yapmak isteyenlere harika bir kılavuz olacaktır kanaatindeyim.

İşte size Mevlana'nın 7 Öğüdü:


Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol

Hoşgörürlükte deniz gibi ol

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol



H.A.Küçük