Salı, Temmuz 29, 2008

Keyfime diyecek yok:) Niye mi?


Bebek açısından bol bereketli bir yıl yaşıyoruz ailecek:) Nihayet beklediğimiz günlerden biri daha geldi çattı. Bu mubarek gün, sevinçleri de beraberinde getirdi bize. Ve ben de artık hiç olamayacağım galiba derken, teyze oluverdim işte... Çok ama çok uzaklarda olsan da, sen de aramıza hoşgeldin minik Kubilay Kaan'cım!! "Teyze" diyeceğin günü sabırsızlıkla bekliyorum inan. Her şeyin en güzelini yaşa bebeğim, iyi ki doğdun...

Allah'tan minik yeğenim Kaan'a sağlıklı uzun bir ömür diliyorum. İyi ki doğdun minik Çaykaralım, iyi ki varsın ELİF’im… Hep birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir ömür diliyorum… Bu güzel duyguyu bana da tattırdığı için Yaradan'a bir kez daha şükürler ediyorum.

Bu vesile ile buradan herkesin mubarek Mirac Kandilini tebrik ediyor, herkes için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Dualarda anılmak dileğimle...

Tüm annelere sevgiler.

A.Küçük

Cumartesi, Temmuz 26, 2008

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler...

Beyaz

Açtım gözümü;
kundağım beyaz.
Anamın göğsü
sütü beyaz.
defter, tebeşir
yakam beyaz.
oyunlar beyaz...

gün beyaz
gül beyaz
umutlar, düşler beyaz.
rüzgar
bulut beyaz.
ay beyaz
yar beyaz.
duvar
duvak
gerdan beyaz
gerdanda inci beyaz.

kış beyaz, kar beyaz
saç, sakal, şakak beyaz.

yumdum gözümü;
kefen beyaz! ..
karaymış ya toprak
bu kez.
lale, papatya
üstüme düşen yağmur beyaz...
cennet beyaz
melekler beyaz! ..

Abdullah Atay


Perşembe, Temmuz 17, 2008

Canım arkadaşım Susan’a bir alkış istiyorum lütfen!

Milli takımımızın tarihindeki ilk Avrupa şampiyonası yarı final maçı olan Euro 2008 Türkiye-Almanya maçı oynanırken benim kalbi güzel, kendi güzel Alman arkadaşım Susan'ın milli takımımızın formasını giyerek bana yaptığı sürprize bakar mısınız? Uzun yıllar boyu süren arkadaşlığımız süresince birbirimize karşı olan sevgimiz ve saygımız hep devam etti ve hala daha devam etmekte...

Hatırlayacağınız gibi, tüm Avrupa’ya yedek takımımızla neler yapabileceğimizi gösterdiğimiz maçta, yarı finale yakışır bir mücadele ortaya koyan iki takımdan gülen taraf Almanya olmuştu.

İşte sizlere maç sonrası beni tebrik edip, sevgi sözcükleri yazmayı da ihmal etmeyerek mükemmel bir dostluk örneği gösteren vefalı arkadaşım Susan.

A.KÜÇÜK

Çarşamba, Temmuz 16, 2008

İyiki geldin, neşe verdin


Aramıza hoşgeldin İlke bebek!!!

Çarşamba, Temmuz 02, 2008

Gakkoşlar diyarı Elaziz:))

Eğer yolunuz bir gün Elazığ’a düşerse, Harput görülmesi gereken ilk yer bence. Gelin size kısaca anlatayım benim gözümden gördüklerimi (sadece gördüklerimi mi, hayır yediğimi içtiğimi de tabiki...):


Elazığ şehri kurulmadan (19. yy ortaları) önce, ilin ya da sancağın merkezi olan ama daha sonra önemini kaybeden bu şehir, şu an Elazığ’ın ilçesi konumunda. Harput’ta bir kültürel miras yatıyor bence. Antik Harput yerleşim alanı, bir açık hava müzesi gibi. Elazığ’a kuşbakışı bakılabilen kalesiyle beraber ayrı bir güzelliği var Harput yöresinin. Kale yapılırken; harcına su yerine süt katılmış deniliyor. İlin başlıca tarihi yerlerinden biri olan Harput kalesine, kimine göre beyazlığından, kimine göre ise süt ile yapılmasından dolayı süt kalesi denilirmiş.

Rivayete göre; asırlar önce Harput’ta çok zengin bir hükümdar varmış. Binlerce koyun ve keçisi olduğu için kendisi de halkı da bolluk içinde yaşarmış. Koyunların sütleri, her gün sağıldıktan sonra içilir, halka dağıtılır, ama yine de bitirilemez ve derelere dökülürmüş. O hükümdar bir gün, bir kale yaptırmaya karar vermiş. Hemen inşaata başlanmış. Başlanmış başlanmasına ama o yıl büyük bir kuraklık olmuş. Harç karışamamış, duvar örülememiş. Hükümdar, kara kara düşünmeye başlamış, sonunda döktükleri sütlerin harç yapımında kullanılmasına karar vermiş. Çobanları çağırıp, sütleri sabah akşam inşaata getirmelerini, ustabaşılara ise harcı sütle karıştırmalarını emretmiş. Böylece duran inşaat ilerlemeye başlamış ve hükümdarın istediği zamanda tamamlanmış. Eskiler, kalenin asırlara meydan okuyan bu dik başlılığını sütle yoğrulmasına bağlarlarmış. Su dehlizlerinden birinde tavana ince bir kıla asılı olduğu düşünülen güğüm düşünceye kadar da, kalenin yıkılmayacağına inanılmaktaymış!!!

Orijinal adının Elaziz olduğunu bildiğimiz bu güzel şehirde, Elaziz şivesiyle konuşan oldukça misafirperver, samimi ve güler yüzlü insanlarla karşılaştık. Anlam olarak Allah’ın 99 isminden biri olan "el aziz" ile aynı olduğunun söylenmesinin yanı sıra, dönemin sultanı olan Abdülaziz’in mamur ettiği şehir anlamındaki Mamuratul Aziz kelimesinin halk arasındaki kısaltılmış hali olduğunu söyleyenlerde var.

Elazığ, zengin bir mutfağa sahip bir belde aynı zamanda. ''Otantik Osmanlı'' restoranında yöresel yemeklerinden yedik. Daha önce hiç soğuk çorba içmediyseniz "ayranlı çorba"yı mutlaka denemelisiniz bence. Özellikle yazın Elazığlılar'ın sofralarından eksik etmediği bir çorbaymış bu. Ayrıca yöresel tatlardan birkaçı olan içli köfte, taş ekmeği, gömme, sırrın, orcik şekeri, tandırda kavrulmuş özel Ağın leblebisi, Elazığ kebabı ve şifa kaynağı olduğu söylenen Çedene kahvesinin de tadına bakma fırsatı bulabildik. Oldukça lezzetli kayısılarının ve kayısıdan yapılmış lokum ve tatlılarından da tatdık.

Keban barajının yapılışından sonra kalkınmaya başlamış Elazığ. Keban barajı sayesinde üç yanı sularla çevrili adeta bir yarımada şeklinde. Tarihi Hititlere kadar uzanmaktaymış. Ayrıca, şehrin içinde pek çok da türbe varmış. Harput yöresinde, eğik minareli Ulucamiyi ve otantik olarak döşenmiş bir Harput evini de gezdik aynı zamanda. Hazar gölü civarında güzel tesisler, göl balığı yenebilecek lokantalar ve Elazığlıların yazlık evleri de var.

Kendine has bir müzik tarzı olan Harput musikisi de, yakın zamana kadar hafızlar tarafından yaşatılırmış. İnce sazlar çok kullanılmış kulağa hoş gelen Harput ezgilerinde.

Zengin bir folklor çeşitliliğine de sahip. Türkiye’de en çok bilinen mumla oynanan ''çayda çıra'' oyunu Elazığ iline has ünlü bir oyun. Bu güzel oyunu ve diğerlerini izleme fırsatını da bulabildiğim için çok şanslıyım. Ayrıca Elazığ halayı, temirağa, avreş, nure, keçike, ağır halay, delilo... gibi Elazığ'a has oyunlar da varmış.

Eskiden Elazığ’da oğlan tarafı gelin almaya giderken yol üzerindeki bir çayı geçmeleri gerekiyormuş, tam bu sırada güneş tutulması olmuş, ortalık kararmış, insanlar çıralar yakarak çaydan geçmeye başlamışlar ve uzaktan bakıldığında çayda çıraların yandığı görülmüş. Akabinde hakkında türkü yapılmış.

Çayda Çıra Yanıyor
(Hanım Nanay Kız Nanay,
Nanay Güzelim Nanay, Nanay Sevdiğim Nanay)
Ela Göz Uyanıyor
Fitil Çifte Yara Bir
Yürek mi Dayanıyor
Buralarda Gülüm Yok
Söylemeye Dilim Yok
Geceler Uykum Yok
Gündüzün Kararım Yok

Keban barajı ve hidroelektrik santralinin bulunduğu ilçeye de gittik. Keban Barajı, Elazığ ilinin Keban ilçesinde ve bildiğiniz gibi Fırat Nehri üzerinde. Muhteşem güzel manzaraya sahip Keban Baraj Gölü ve Türkiye’nin en büyük yapay gölüymüş. Baraj gölü kıyısında, Elazığ türküleri eşliğinde, harika bir alabalık yedik. Keban baraj gölünde elektrik üretiminin yanı sıra balık avcılığı yapılmakta ve balık üretimi de gerçekleştirilmekteymiş. Çırçır şelalesi üzerinde, oldukça güzel manzarası olan bir alabalık çiftliği kurulmuş. Orada da nefis alabalık yiyebilirsiniz.

Hazar Gölünün etrafını dolaştık, Elazığ ve çevre illerin halkının faydalandığı eğlence ve mesire yerleri vardı. Kayısı ağaçlarıyla süslü bahçeli evlerden geçtik. Gölün özellikle iskelelerinde ve sahilinde çok sayıda restoran ve balık lokantası da hizmet vermekte.

Ayrıca, şehir merkezinde kalmak isterseniz, oldukça konforlu, 4 yıldızlı, havuzlu ve alışverişmerkezli Akgün Otel konaklamak için ideal bir yer bence.

Gakkoşlarıyla ünlü bu güzide ilimizde daha neler yok ki gezilip görülecek:)) Ben görebildiğim kadarını çok beğendim doğrusu, görmediyseniz tavsiye ederim, gidilecek yerler listenize burayı da ekleyin…

A.KÜÇÜK