Salı, Mayıs 22, 2007

Görülmesi gereken bir yer: Safranbolu

Bu hafta sonu, 5000 yıllık tarihi dokusuna hayran kaldığım, görmediyseniz mutlaka görmenizi tavsiye edeceğim ve adının orada yetişen safrandan geldiğini öğrendiğim Safranbolu'daydık efendim. Batı Karadeniz bölgesinde, Karabük’e bağlı olan ve eski evlerinin mimarisi ile ünlü bir ilçe olan Safranbolu’da öğrendiklerimi sizlere de aktarayım istedim.

Safranbolu geleneksel Türk toplum yaşantısının tüm özelliklerini yansıtan ve uzun tarihi geçmişinde yarattığı kültürel mirası çevresel dokusu içinde koruyan örnek bir müze kent. Sahip olduğu zengin kültürel mirası kent ölçeğinde korumadaki başarısı Safranbolu’yu “dünya kenti” ününe kavuşturmuş ve UNESCO tarafından “UNESCO dünya mirası listesi”ne alınmıştır. Korumacılıktaki başarısı ise kente “korumanın başkenti” unvanını kazandırmış.


Safranbolu denilince akla, hiç bozulmadan günümüze kadar gelmiş evleri ve arnavut kaldırımlı sokakları gelmekte. Kentin ününü oluşturan Safranbolu evleri, genelde 18. ve 19.yy.’da inşa edilmiş, geleneksel Türk hayatının geçmişini, kültürünü, ekonomisini, teknolojisini ve yaşama biçimini yansıtan mükemmel mimarlık bilgisi ile yapılmışlar. Eski Safranbolu ve yeni Safranbolu diye ikiye ayrılmış. Eski Safranbolu’da, yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunmaktaymış. Bu evlerin 800 kadarı yasal koruma altındaymış. Konaklar artık genelde otel olarak kullanılmaya başlanmış. Bazı konakların alt katları ise bar veya cafe v.s. olarak kullanılmakta. Mimarisinde hiçbir evin diğerinin güneşini kapamama ayrıntısı hoşgörüsüne sahip olduğunu ve şehir merkezinde evlerin güneş yönüne doğru içten dışa doğru yapılmış olduklarını öğrendim.

Sonbaharda güzel bir çiçek açan ve kokulu bir bitki olan Safran’ın günün sadece belli bir saatinde toplanması gerektiğini, elde edilmesi ve yetiştirilmesi oldukça zor olduğunu, ağırlığının binlerce katını sarıya boyama özelliğine sahip olduğunu ve bütün bunlara bağlı olarak dünyanın bu en pahalı baharatının kilosunun 15.000 YTL’den satıldığını da öğrendim.

Şehir merkezinde meşhur kuyu kebabı ve safranlı zerde pilavı yapan bir lokantada yemek yedik, tavsiye ederim. Lokumu (özellikle safranlısı) çok hafif ve lezzetli ama safran çayını çok sevmedim doğrusu.

Kültür bakanlığı projesi ile restore edilmiş ve yeniden düzenlenmiş olan Hükümet Konağını, Saat Kulesini, Arasta çarşısını, Cinci Hanını, Hıdırlık Tepesini, Bulak (Mencilis) Mağarasını ve haremlik&selamlık bölümlerden oluşmuş ve restore edilmiş harika bir eski müze evinin içini de gezdik bu arada. Hıdırlık Tepesi denilen yerden şehrin her tarafı görüldüğü için fotoğraf çekmek için ideal bir yer. Çarşısı, küçük küçük dükkânlardan oluşmuş, daire seklinde bir alışveriş mekânı olup, bu dükkânlarda Safranbolu’ya özgü turistik el işi eşyalar satılmakta. Ama eski çarşı kısmında mimari yapıyı bozacak bir şey yapmamaya gerçekten özen göstermişler. 210 yıllık Saat kulesi'ndeki 41 yıllık emektar olan sevimli ihtiyar amcanın zorla anlayabildiğimiz yöresel aksanlı anlatımıyla Safranbolu hakkında bazı şeyler de öğrenebilirsiniz aslında:)

Annemle gittiğimiz bu güzel geziden ben çok hoşlandım doğrusu, iyiki de gitmişiz...Güzel yurdumuzda daha çok gezilip görülecek yer var, öyle değil mi?

A.K.

3 yorum:

pìsmíkrøp dedi ki...

gez bakalım, gez :)

hilal dedi ki...

Otur bakalım otur göbüşüm:)

pìsmíkrøp dedi ki...

lennnn ....